Şu Çılgın Türkler- 9

Büyük Taarruz’a Hazırlık (14 Eylül 1921-13 Ağustos 1922)

Başkatip Rıfat Bey büyük bir saygıyla Vahdettin’e “Ordu Yunanlıları gerçekten yenmiş efendim.”…Padişah’ın bu milli zaferden hiç memnun olmadığı anlaşılıyordu. Bu haberden hiç memnun olmayacak biri daha vardı; İngiliz Başbakanı Mr. Lloyd George.

                     Başbakan Gunaris parlamentoda konuşuyor, milletvekillerini, vereceği gerçeğe aykırı habere hazırlıyordu: ”Ordumuz, Türk ordusunu arka arkaya yenerek Sakarya’dan 50 km ileri gitti. Haklarımızı elde edinceye kadar da, Sakarya’nın kıyısında kalacağız”. Kralcılar ile Venizeloscular arasındaki geçici ateşkes sona ermişti.

                    Zafer haberi, Malta sürgünlerini havalara uçurmuştu. Sakarya zaferinin kendilerini de ilgilendirecek büyük sonuçlar vereceğini kestiriyor ve bekliyorlardı.

                   Dört yanı düşmanla çevrili Demirci’de Kaymakam İbrahim Ethem Bey ve akıncılar, Çerkez Ethem ve yardımcısı Sami’den Pehlivan Ağa ve Halil Efe’ye yazılan rezil mektuplara cevap vermemeyi karalaştırdılar.

                  Fransa’nın Franklin Bouillon’u yeniden Ankara’ya görüşmek için yola çıkardığını duyan İngiliz Yüksek Komseri Sir Harold Rumbold çok rahatsız olmuştu. Rattigan: ”Fransa onayımızı almadan Ankara ile anlaşamaz.”  Yüksek Komiser tecrübeli bir diplomattı. ”Dengeler değişiyor. Malta’daki Türkleri, serbest bırakarak Ankara’nın elindeki İngilizleri geri almalıyız.”  Rattigan:  “…Londra’nın Ankara’nın küstahça gururuna boyun eğeceğini hiç sanmam.”

                 Dikran çıldırmış gibi bağırarak Ali Kemal Bey’in odasına çıktı… Dizgiciler sizin yazınızı dizmemek için bütün harf kasalarını devirip gitmişler. Ali Kemal Bey buz kesti… Yunan ordusu kendi isteği ile geri çekilmişti. Kükredi: ”Alçaklar!… İngiliz zırhlıları Boğaz’da durduğu sürece beni kimse susturamaz. Hiç kimse.”

                Lord Curzon savaşın berabere bittiğini söyleyebiliriz deyince Mareşal Wilson itiraz etti: ”Bu doğru değil. Türkler askeri açıdan parlak bir zafer kazandılar. Türk ordusu dilerse Musul’a ya da İstanbul’a yürüyebilir. Durum bu.”  Savaş Bakanı Sir L.W. Evans: “ Ankara ile aramızdaki gerginliği gidermemiz gerekir.”…Montagu’yu Churchill ve Lord Curzon destekleyince Lloyd George: ”Esirlerimizi kurtarabilmek için ilk kez ama son olarak bu Türklerin şartlarını kabul ediyorum.”

                İsmet Paşa Halide Edip Adıvar’ı, Yusuf Akçura’yı ve Y.Kadri’yi Yunan zulümlerini incelemekle görevlendirdi… Yunan ordusu, Sakarya’nın doğusunda bulunduğu her yeri çöle çevirmiş, kana boğmuştu.

                TBMM yine olağanüstü bir gün yaşamaktaydı. M.Kemal Paşa Milli Mücadeleyi kısaca özetledi. “Efendiler! Biz haklarımızı barış yoluyla sağlamak için her yola başvurduk. Bütün cihan bilmesi lazımdır ki Türk halkı, TBMM ve onun hükümeti, uşak muamelesine tahammül edemez… Ordumuz, vatanımızda bir tek düşman eri bırakmayıncaya kadar takip ve taarruzuna devam edecektir. Meclis oy birliği ile M.Kemal Paşa’ya gazi unvanı ve müşirlik(mareşallik) rütbesi verdi.

                Yunan ordusu savaş Bakanlığının emrine rağmen telaş içinde çekiliyordu. Çekilirken her şeyi yakıyor, yıkıyor ve tahrip ediyorlardı. Türklerin iki demiryolunu onaramayacaklarını dolayısıyla Türk ordusunun ciddi bir taarruz yapamayacağını düşünüyorlardı.

                İsmet Paşa orduyu dizginliyordu. Süvari Kolordusu, hiç olmazsa Afyonu kurtarmak için izin istedi. Cephe komutanı bu izni verdi. Afyonda General Trikupis’in 4. Tümeni vardı. General Kondulis’in kolordusu trenle yardıma yetişti. Fahrettin Altay’ın kuvvetlerine ikinci kolordu Komutanı Selahattin Adil Bey yardım etti. Savaş 8 Ekime kadar sürdü. Kocatepe’yi Türkler aldı. Savaşa ara verdiler. Türk ordusunun yeni mevzilere yerleşmesi çok zor oldu. Cephe komutanlığı Polatlı’dan Sivrihisar’a taşındı.

                   Ankara canlanıyordu. İki lokanta açılacaktı. Millet Bahçesi’nin kapalı bölümüne bir sinema makinesi konmuştu. Malta’dan kaçan Ankara’ya gelen Ali İhsan Paşa törenle karşılandı. Batı cephesine bağlı iki ordu kurulacağı, Ali İhsan Paşa’nın bu ordulardan birinin komutanlığına atanacağı duyulmuştu. Paşanın kendini beğenmişliğini, hoyratlığını ve geçimsizliğini bilenler, komutanlar arasındaki uyumun bozulacağından kaygıya düştüler. 1.Ordu Komutanlığı’na atandığını öğrenen Ali İhsan Paşa, iki yıl kıdemli olduğu İsmet Paşa’nın emri altına nasıl girerdi? Öfke krizi geçince uzun uzun düşündü, sabah Fevzi Paşa’ya “ancak geçici olmak şartıyla bu görevi kabul edeceğini bildirdi.”Hazırlık sırasında bazı sivri muhaliflerin Ali İhsan Paşa’yla görüşmeleri, Ali İhsan Paşa’nın bu tür ilişkilerden kaçınmaması dikkati çekmişti. Milli orduda böyle oyunlara yer yoktu.

                   Terzi heyecandan titreyen ellerle Gazinin ölçülerini alıyor ve not etmesi için Salih Bozok’a söylüyordu. Gazi R.Eşrefe “…zafer başlıbaşına bir amaç değildir…” Batının önünde uşakça duran, işbirlikçi, dalkavuk, kişiliksiz yöneticiler, askerler, diplomatlar, siyasetçiler, din adamları, istiklal düşüncesinden yoksun aydınlar, para için düşmana hizmet edenler, bozguncular son iki yüz yıllık yorgun, yenik Osmanlı aleminin ürünüydüler… Türkiye bu kafalarla yine bir gün batı önünde uşak ya da dilenci durumuna düşebilirdi. Salih:”Efendim, apolet olacak mı, nasıl olacak?”dedi. “Yakada bir yıldız olsun, yeter.” Süslü mareşal üniforması dikeceğini sanan terzi hayal kırıklığına uğradı. Gazi R.Eşrefe döndü: Yarın Mösyö Franklin Boullon için Dışişleri bir akşam yemeği verecek. Yusuf Kemal Bey sizi de çağırmak istiyordu.” “Çağırdı efendim.”

Tek elverişli yer hala istasyondaki direksiyon binasının büyük odasında F.Boullon, birlikte geldiği Albay Mougin, Y.Kemal Bey, R.Eşref sofraya oturdular. F.bouillon, “İngilizlerin, bizim de hesaplarımızı alt üst ettiniz. Kağnı kamyonu yendi. Hükümetim, Türkiye konusunda İngiliz hükümetinin politikasından bağımsız hareket etmeyi kararlaştırdı.” Emperyalist cephe bölünmüştü.

                Türk zaferi Afrika ve Asya’daki bütün mazlum ülkelerde sevince yol açmıştı.

                İtalyan ve Fransız başbakanları Gunaris ve Baltacise hiç ümit vermemişlerdi. Emperyalizmin milletleri kendi çıkarı için nasıl kullandığını daha yeni anlamaya başlamışlardı.

                 Fransızlarla Ankara Anlaşması imzalandı. Lord Curzon Türkiye lehindeki maddelere itiraz etti. Rusları da kuşkulandırmıştı. Dışişleri Komiseri Çiçerin,  Aralov’un en kısa zamanda Ankara’da olmasını istedi. “Ankara gerçekten emperyalist cepheyi böldü mü?”

                  Başkomutan, Demiryolları Genel Müdürü Albay Behiç Erkin’e Adana-Konya-Akşehir ve Polatlı-Eskişehir hatlarını en kısa zamanda onartmasını söylüyor. Erkeklerin hepsi silah altında “Kadınlarımız sağ olsun paşam”

Kaynak: Şu Çılgın Türkler– Turgut Özakman

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir