Şu Çılgın Türkler- 12

…Büyük Taarruz’a Hazırlık (devamı)

“Ailesi bildirmeye cesaret edemedi. Ben de söyleyemedim. Oğlu yazık ki bir yıl önce…”

                “Ahh…”

                Mustafa Kemal Paşa gözlerinin dolduğu görünmesin diye başını çevirdi.

Bugün Sir H.Rumbold Vahdettin’e hükümetinin, müttefiklerinden ayrı bir antlaşma yapmak istemediğini tasarısının kabul edilmesinin mümkün görülmediğini çok nazik bir dile açıkladı…

                Lord Curzon, Yunan ordusunun mütareke ile birlikte, barış görüşmelerini beklemeden, Anadolu’yu boşaltması şartıyla, Ankara Mütareke ve Barış Şartlarını kabul ettiğini bildirdi. Lloyd George sinirlenmişti: Türk karşı önerisini reddedeceğiz. Ankara yine kabul etmezse bir daha barış konusunu asla ele almayacağız ve bu hareketsizliği Ankara çökene kadar sürdüreceğiz.

                1 Mayıs işçi bayramı, imalat-ı harbiye ve demir yolu işçilerinin düzenlediği bir törenle bütün bir dünyada olduğu gibi Ankara’da da kutlandı.

                Ankara’da, Başkomutanlık yasasının süresi 2 kez görüşülmeksizin 3’er ay uzatılmıştı. 3.uzatmanın konuşulacağı bugün (4 Mayıs) öyle olmayacağı anlaşılıyordu. Gazi Paşa grip olmuş yatıyordu. Mecliste ve kulislerde M.Kemal Paşa aleyhinde konuşmalar yapılmaktaydı… Fevzi Paşa Kazım Özalp’e “Başkomutanlık süresi uzatılmazsa ben istifa ederim” diye fısıldadı. “Ben de.” Oylamada çoğunluk sağlanamadığı için başkomutanlık süresi uzatılamadı. Oylama ertesi güne kaldı.

                Fevzi Paşa, Kazım Paşa ve Rauf Orbay Çankaya’ya çıktılar. M.Kemal: ”24 saat sabretmenizi rica ediyorum. Hükümetin önerisi bir daha oylanacak. Bu oylamadan önce meclisi uyarmak istiyorum. Salih Bozok meclis tutanaklarını getirdi.

                Bu saate İsmet Paşa ve kurmayları, yeni taarruz planı üzerinde çalışıyorlardı… İsmet Paşa konuştukça öfkesi arttı: “Başkomutan olmayı kendi mi istemişti?… Bu adamların takdirini kazanabilmek için daha fazla ne yapabilirdi? İnsan tarihten utanır be. Vatan pahasına siyaset olur mu?”

                Başkomutanlık Yasası’nın düştüğü, M.Kemal Paşa’nın artık başkomutan olmadığı, muhaliflerce her yana duyurulmuştu. Meclis gizli oturumla toplandı. M.Kemal Paşa gece hiç uyumamış, çalışmıştı. Musa Kazım Efendi toplantıyı açtı. Hüseyin Avni Bey bağırdı: Oturum neden gizli? M.Kemal Paşa muhaliflerin bulunduğu yana dönerek, “Ben önerdim.”dedi. “…özel bir konuşma yapmak istiyorum.”…”Dünkü görüşmede rahatsızlığım sebebiyle bulunamadım. Tutanakları gözden geçirdim, oylamayı inceledim. Bulunmuş kadar bilgi sahibi oldum. Efendiler! Başkomutanlık Yasası’nın üç ay süreli olmasını öneren benim. Bugüne kadar iki kez uzatıldı. Ancak işin başında da Başkomutanlığın varlığından şikayetçi kimseler vardı. Bu günde aynı şikayetçiler yüzünden yasanın süresi uzatılmamıştır. Dün burada, yasanın gereksizliğini ileri sürmüş arkadaşların iddialarından yararlanmak istiyorum. Mesela Salih Efendi şöyle demiş:”M.Kemal Paşa hakkımızı gasbetmek istiyorsa, verirsek aptalız.”Ben kimseye beni Başkomutan yapınız demedim. Tersine bütün meclis bana Başkomutan olacaksın. Ordunun başına geç, zafere yürüyelim.”dedi. “Evet. Doğru”

                “…Açık konuşacağım için beni mazur görünüz. Her birinizin seçilmesi ve burada toplanması için en çok ben çalışmışımdır. Bunun için pek çoğunuz bilirsiniz ki en yakın arkadaşlarımla fikir mücadelesi yaptım, hayatımı tehlikeye attım. Sözün kısası bu meclis benim eserimdir. Ben de herkes gibi eserimi alçaltmak değil, yüceltmek isterim.” Alkışlar yükseldi.

                “…Onun için Salih Efendi’nin benim de hiç olmazsa kendisi kadar Meclis’in hakları ile ilgilendiğimi farz etmesini rica ederim. Fazla bir şey istemem.” Gülüşler…“…Meclis’in hakkını gasbetmek sözünü Salih Efendi’ye ret ve iade ediyorum.

                Bu konunun gizli oturumda görüşülmesi de tartışma konusu olmuş.Mehmet Şükrü Bey,gizli toplantılarda konuşarak gerçekleri milletten saklamayalım demiş.Efendiler yüce Meclisimiz alelade bir yasama meclisi değildir.İcra yetkisine de haiz olduğu için bir büyük hükümet gibidir.Öyle değil mi?…”

                “…Devleti idare eden bir hükümetin bütün kararlarını açıkta konuşarak verdiği nerde görülmüştür? Dünyada örneği var mı? Hele konu Başkomutan ve ordunun durumu ise bunlar düşmanın önünde tartışılabilir mi? Ama Şükrü Efendi bu zorunluluğu komedi olarak vasıflandırmış. Efendiler! Aramızda komedi oynayan biri varsa bu Şükrü Efendinin kendisidir. Daha bir yıl önce hükümet devirmeye teşebbüs suçundan tutuklandığını ve adaletin pençesinden ne kadar büyük bir zilletle kurtulduğunu unutmadık…”

                Hüseyin Avni Bey demiş ki “Miskinler, bu tarz hareketle milleti rezil edeceksiniz…”H.Avni Bey itiraz etti: “Ben öyle bir şey demedim.”

                “Ama yazık ki bu sözler tutanakta yer alıyor beyefendi.”…Hüseyin Avni Bey itiraza devam edince M.Kemal Paşa sinirlendi:”Ee gevezelik yeter! Burası mahalle kahvesi mi?”

                -“Hayır, milletin kabesi.”

                -“Öyleyse saygı göstermeyi öğren!”

                Efendiler! Bir adam Başkomutanlığı ele geçirir ve yasaya dayanmayan yetkiler kullanırsa o adama diktatör denir. Ben yüce kurulunuzun kabul buyurduğu yasayla bu göreve geldim. O yasaya dayanarak çalıştım. Yasa yapma hakkınızı da bütünüyle bana devretmiş değildiniz. Bana verdiğiniz yetki sadece ordu ile ilgili ve sınırlıdır. Yüce Meclis dilediği anda onu da alabilir. Şu halde bu taşkınlığa ne gerek vardı? Bu dayanaksız, manasız iddialarla ne elde etmeye çalışıyoruz? Niyetiniz, orduyu kıpırdayamaz halde tutmak mıdır?

                “Haşa! Asla! Ne münasebet!!!”

                “Ama Vasıf Bey demiş ki, yerimizden kıpırdayamadık ve kıpırdayamayacağız. Bazı arkadaşlarımız ordunun kıpırdayamayacağını ileri süren gafilin bu sözlerini alkışlamışlar.”

                Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey, Hafız Mehmet’e kaybediyoruz diye fısıldadı “Evet adam tek başına hepimizi yeniyor.”

                M.Kemal Paşa: “Efendiler! Buna yalnız üzülmek ile kalmadım, çok da utandım. Rica ederim, bu olayı buraya gömelim kimse işitmesin.”

                Bir gerçeği belirtmeliyim. Dünkü duruma göre bu dakikada ordu komutansızdır. Eğer ben orduya komuta etmekte devam ediyorsam, yasaya aykırı olarak komuta ediyorum. Mecliste beliren duruma göre derhal komutanlıktan el çekmek isterdim ve başkomutanlığımın sona erdiğini hükümete bildirirdim. Fakat giderilemez bir kötülüğe meydan vermemek zorunluluğunu duydum. Düşman karşısında bulunan ordumuz başsız bırakılamazdı. Binaenaleyh bırakmadım, bırakamam ve bırakmayacağım.

                Başkomutanlık yasasının uzatılması hakkındaki hükümet önerisi; 11 ret, 15 çekimser oya karşı 177 oyla kabul edildi. Fevzi Paşa: “Uçurumdan döndük” dedi.

Kaynak: Şu Çılgın Türkler– Turgut Özakman

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir