Geleceğin Teknolojilerine Ne Kadar Hazırız?

İkinci Dünya Savaşından sonra dünya ülkeleri ciddi kalkınma programları uygularken ana tema teknoloji üzerine kuruldu. 5 Milyar yaşında olan dünyamızda sadece yüz yıl içerisinde gelişen teknolojiler, mevcut bilgilerini sayılamayacak katlarla geliştirdi ve küresel olarak dağıtmayı başardı. Şimdilerde akıllara gelen öncelikli sorulardan biri de gelişen teknolojilerin ışığında kendi kendine düşünebilen makinelerin bir takım sürekli işleri yapacak kabiliyetlere erişmesi ve insanlığın hizmetine sunulması. Şu anda aklımıza gelmeyecek çok farklı seçenekler kısa zamanda insanların hizmetine sunulmaya başlayacak. Güncel olarak ilerlemesi beklenen teknolojiler ise kendi kendine taşıma yapabilen araçlar, teslimat yapabilen hava araçları, fabrikalarda ışıksız üretim modellemeleri, ev işlerinde yardımcı cihazlar ve akla gelen diğerleri.

Milyonlarca veri işleyebilen cihazların belirli merkezlere yerleştirilmesi ile yoldan geçenlere göz muayenesi yapabildiğini düşünelim. Optik göz taraması, tanı ve reçete uygulaması yapabildiğini varsayalım.

Akıllı drone’ların içinde hiç insan çalışmayan pizzacıdan siparişimizi hava yolu ile birkaç dakikada getirdiğini düşünelim.

Caddeleri kendiliğinden süpüren çok çalışkan robot araçları gözümüzde canlandıralım.

Benzin istasyonlarında araçlarımızın depo kapağını tespit edip açabilen ve yakıtı doldurduktan sonra araçtaki entegre devre vasıtası ile ücreti tahsile edebilen robotlar tasarlayalım.

Fabrikalarda üretimleri planlayan, ham madde depolarından tezgâhlara mamul taşıyan aktarma sistemleri ile işçilik giderlerini azalttığımızı hayal edelim.

Hepsi kulağa hoş geliyor. İnsana yapılacak ne kadar az iş kalıyor değil mi? Ama asıl sorun buradan sonra başlıyor.

Günümüz dünyasında insanların büyük çoğunluğu belli bir emek ve iş gücü sonrasında karnını doyuracak maddi birikimler edinebilmekte. Emeği, iş gücü, çabası ile insanlar küresel gelir dağılımlarından paylarını almakta ve arzu ettikleri hayatı kurmaya çalışmakta. İşte tam burada günümüz dünyasında gelir dağılımları arasında korkunç uçurumların olduğu bilgisini tekrar hatırlamakta fayda var.

Esas soru kendiliğinden şekilleniyor. Artık iş yapmayan, yaptığı işin yerini akıllı aygıtlar alan insan, belli bir emek ile dahi kazanabildiği kendine yetmez ise yeni gelecekte nasıl karnını doyuracak? Emek yoğun çalışan işler makinelere devir olduğuna maliyetlerin düşürülme politikaları çerçevesinde insanlar işlerinden olacak mı? Veya hangi işveren nasıl olsa kazanıyorum diyerek azalan iş gücü ihtiyacına karşılık halen çalışanlarına aynı maaşı vermeyi kabul edecek?

Burada baştan atılacak adımlar gelecekte var olmanın temellerini oluşturacak. En önemli kavram gelirlerin uygun ve eşit oranda insanlara dağıtımını sağlamak. Belli bir sanatı olmayan ve işi elinden alınmış olan insanların yaşamını en uygun şekilde idame ettirecek yasal düzenlemelerin bir an evvel kurgulanması ve hayata geçirilmesi ve en önemlisi gelir dağılımlarındaki dengesizliğin azaltılması gerekmekte.

Bu, her şeyden önce bir fırsattır. Mevcut dünya düzeninde oluşan ayrışmanın azalması insana ve gezegene sahip çıkacak bir şekilde yeniden yapılanması için bir fırsat.

“Hiçbir sorun, onu yaratan bilinç seviyesinde çözülemez” demiş Einstein. Dünyanın gelir düzeyinde ciddi dengesizliklerde seyrini yaratanların geleceğin dünyasını şekillendirme çabaları içinde bulunup bulunmaması kararı Einstein’in bu sözleri eşliğinde çok ciddi şekilde düşünülmelidir.

Saygılar. 

K. Kılıç

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir